YAŞAMLA ÖLÜM ARASINDA BİR DENEME

İnsan olarak gelmeyi ben seçmedim. Hoş insan olarak gelmeseydim, kendi seçimim olmadığını dahi bilemeyecektim. Kâinatta her şey zıddıyla kaimdir der eskiler. İnsan olduğum için insan olmamanın ne olduğunu asla bilemeyeceğim. Tıpkı ölmeden ölümün nasıl olacağını bilemeyeceğim gibi… Epikür gibi bakabilirim aslında mevzuya. "Ölüm varken ben yokum, ben varken ölüm yok" . Ama o, işin kolayına kaçmış, ben kaçmayacağım ve dürüst olacağım.

Nedir ölüm? Gelirken fikrimizin alınmadığı, nereye, kimlere geldiğimizi yıllar sonra anladığımız bu hayat dediğimiz mefhum, ölüm fenomeniyle son bulmak zorunda. Bu fenomenden bahsetsen de bahsetmesen de , onu çağırsan da özlesen de, ondan korksan da, onu kucaklasan da o sana gelecek. Buna eminiz ve ona doğru yürüyoruz. Kimimiz manzarayı görebiliyor, kimimiz nerden gelip nereye gittiğini bırak bilmeyi, merak dahi etmiyor. İnsan bilmediğini merak etmeden durabilir mi? Duramaz...

Merak ediyorum yokluğu, varlığı biliyorum ama zıddını sadece merak ediyorum. Ölüm anını, o ana çok yaklaştığım zamanları, o zamanlarda neler hissedeceğimi ve en önemlisi de o meşhur andan sonrasını...

Merak ediyorum ve biliyorum ki film orda bitmeyecek. Sonsuzluğu hayal edebilen insan, onu istemeden edemez. Öleceğini biliyor olsa da "ya varsa, ya ölümden sonra film devam ediyorsa" diye düşünür.

Hemen cevap vereyim, bu kadar pahalı bir prodüksiyon 5 dakikalık bir film için olmaz dostlarım. Astarı yüzünden pahalıya gelirdi o zaman.

Bir daha mı geliriz bilemem ama sınırlarını kendi dahi bilmeyen insanın hayal ettikleri yaşamının çok ötesinde. O halde yaşamın kısıtı algıdan ibaret olabilir mi?

Kendi gerçekliğimizi ölümden sonra yaşayacak olamaz mıyız?

Bence olabiliriz...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar